PİYASALAR
HAVA DURUMU
FOTO GALERİ
LINK BANKASI
NAMAZ VAKİTLERİ
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Sağlık Danışmanı
Şikayetim Var
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ERBAKAN'IN REFERANDUMDA TERCİHİ
ERBAKAN'IN REFERANDUMDA TERCİHİ
20 Temmuz 2010 / 11:39
Osman Özsoy'un yazısı

ERBAKAN'IN REFERANDUMDA TERCİHİ


    




Türk Siyasi Tarihine akışına muttali olanlar ve siyasi liderlerin reflekslerini az çok bilenler, sol siyasetin duayen isimlerinden Bülent Ecevit'in eğer yaşıyor olsaydı yaklaşan referandumda "evet" çizgisine çok yakın olacağını öngörürler.


Osman Özsoy'un yazısı


 


 


Erbakan'ın referandumda tercihi


 


 


"Saadet'te töre cezası sesleri" başlıklı bir önceki yazımla ilgili, önemli bir dergide yazı işleri müdürlüğü yapan bir bayan meslektaşımız e-posta göndermiş ve şunları yazmış:


 


"Yazınızın sonundaki, -Biliyoruz bu işler tarih boyunca hep böyle olup gitti ama, bize yine de bir mucize göster Allah'ım... Kitlelerin aldanmasına, umutların yok olmasına, olumlu örneklerin önemsizleşmesine, fikirlerin değersizleşmesine fırsat verme... Kardeşi kardeşe kırdırma... Siyasetçilerimizin ruhlarını esir alan, herşeye rağmen iktidar olma hırslarını törpüle... Milletçe elele, ülkemiz ve insanlık için parlak geleceği inşa etmemizi lutfeyle- şeklindeki duanıza aynen katılıyoruz.


 


Bununla birlikte şöyle bir durum da var: Bazen fitneler hayra vesile olur. Saflar belirginleşir, insanların gerçek niyetleri ortaya çıkar. Belirsizlik anlarında ne yapacağını bilemeyen kişilerin netleşmesine sebep olur. Çünkü fitneler herkesi -tavır göstermek, birşeyler yapmak- zorunda bırakır. Böyle zamanlar daha iyiye yol almak için önemli de birer fırsattır..."


 


Bayan meslektaşımızın bu temennilerine katılmamak elde değil. Yaşanan hadiselerde bizim bilemediğimiz bir hayır muhakkak vardır ve öyle olmasını da zaten umut etmek lazım.


 


Gelelim daha hassas bir konuya...


 


Türkiye referanduma gidiyor. Liderler sahaya iniyor...


 


Türk Siyasi Tarihine akışına muttali olanlar ve siyasi liderlerin reflekslerini az çok bilenler, sol siyasetin duayen isimlerinden Bülent Ecevit'in eğer yaşıyor olsaydı yaklaşan referandumda "evet" çizgisine çok yakın olacağını öngörürler. Bir çırpıda zikredilebilecek çok sayıda makul gerekçe bir yana, CHP ile aynı karede görünmeme pahasına bile olsa böyle bir yaklaşım içinde olacağını tahminde zorlanmazlar. Hatta eşi Rahşan Hanım ile (kameralar önünde değil evde) ters düşme pahasına, ülkenin karanlık geçmişinin aydınlanması için Ergenekon dava sürecine destek vermesinin de sürpriz olmayacağını bilirler. Aklındaki doğru ile örtüşürse, Merhum Ecevit'in kendince kararlı bir çizgide durduğunu ve dış etkilerin çok tesirinde kalmadığını hatırlarlar.


 


Sayın Erbakan'ın siyasi çizgisini ve hangi durumda nasıl davrandığı konusunda reflekslerini az çok tahmin edenler de, yaklaşan referandumda "hayır" çizgisine daha yakın olduğunu hissederler. Ülkede oluşan medya çeşitliliği ve özellikle sağ medyada giderek artan kapsama alanı genişliği, kamuoyunun pekçok konuda aydınlanma sürecine katkı yaptığı için, Sayın Erbakan'ın referandumda "hayır" tercihine yakın olması muhtemel çizgisini tabana açıkça izah etmekte ilk kez bu defa güçlük çekeceğini de öngörebilirler. Nitekim ben bu konuda parti içinde ve perde gerisinde bazı sıkıntılar yaşanmış olabileceğini düşünüyorum.


 


Sayın Numan Kurtulmuş Saadet Partisi liderliğine ilk kez seçildiğinde Sayın Erbakan'a rağmen bu göreve gelmedi. Sayın Erbakan ile Sayın Kurtulmuş'un pek çok konuda fikir birliği içinde olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen kongre sürecinde çok kısa sürede Sayın Kurtulmuş'u imha etme ve ihanete eşdeğer bir yaklaşımla biçme çizgisine neyin getirdiğini sorgulamak için, geçtiğimiz bir ay içinde ne olduğuna da bakmak lazım.


 


Türkiye'nin yakın tarihte en önemli gündemi, Anayasa değişiklik paketine yönelik tartışmalardı. Sayın Kurtulmuş, paketin referanduma gitmesi durumunda parti olarak kararlarının 'evet' olduğunu ilk açıklayan parti oldu. Anayasa değişiklik paketi konusunda AK Parti ile aynı çizgide duran Saadet liderinin bu yaklaşımının, Sayın Erbakan ve çevresi tarafından olumlu karşılandığını düşünmek, Sayın Erbakan'ı hiç tanımamak olur.


 


Nitekim gazeteci Nasuhi Güngör dün Star'da şunları yazdı: "Saadet Partisi'nde olup bitenleri yakından izliyorum. Ali Bulaç, daha çok Numan Kurtulmuş üzerinden üretilen senaryolara dikkat çekmiş. Oysa bu çevrelere biraz daha kulak kabartsa, mesela Erbakan Hoca'yla Ergenekon davasının hastane kadrolu sanığı Prof. Mehmet Haberal arasında temaslar olduğunu, hatta bu tür isimlerin etrafında uzun zamandır bir parti çalışmasının yoğrulduğunu, Numan Bey'in de bu yüzden tasfiye edilmeye çalışıldığını duyabilirdi."


 


Sayın Erbakan'ın Prof. Haberal ile ortak nasıl bir siyasi projesi olur bilemem. Ama tahminde zorlanmadığım birey var ki, Sayın Erbakan'ın AK Parti'yi yıkmaya ve parçalamaya matuf projelere çok da olumsuz yaklaşmayacağı. Kuşkusuz bunun siyaseten anlaşılabilir bir tarafı da vardır. Ama siyaseten...


 


Eğer referandumdan çıkacak 'hayır' sonucu AK Parti'ye zarar verecekse, doğaldır ki bu durum Sayın Erbakan'ı mutlu edecektir. Eğer 'hayır' sonucu Erbakan'ı mutlu edecekse, referandum havuzundaki 'hayır' oylarının artmasını umut etmesi de kendi içinde anlaşılabilir durumdur.


 


Böyle bir durumda, ne oldu da durduk yerde Sayın Erbakan ile Sayın Kurtulmuş kısa sürede bu kadar ters düştü diye sorgulamak anlamsız olur.


 


Sosyal içerikli hiçbir olayın tek bir nedeni olmaz. Yargıtay Erbakan'ın karar düzeltme talebini reddetti ve Haziran ayının son gününde 12.5 milyon TL borç kesinleşti. Öyle bir ceza ki, Erbakan'ın ağır sağlık sorunları nedeniyle borcun tamamını ödeyemeden hayatını kaybetmesi halinde, borç mirasçılarına devrediyor. Erbakan'ın gayrimenkulleri üzerindeki haciz, borcun son taksidi ödeninceye kadar kalkmayacak. Erbakan'ın çocuklarının kongre sonrasındaki agresif açıklamalarının bu konularla bir ilgisi var mı bilemiyorum.


 


Sayın Kurtulmuş ile yolları ayırma yada partide dizginlerin tamamen Erbakan çevresinin elinde olmasını sağlama düşüncesinin, kongreden sadece 12 gün önce kesinleşen, Erbakan'ın Hazine'ye ödeyeceği 12.5 milyon TL'lik borç ile de bir ilgisi var mıdır, elbette bilmek mümkün değil.


 


Şunu biliyoruz: Siyaset sadece bildik anlamda politika işleri değildir. Görünen yüzü ile görünmeyen yüzü ak ile kara gibidir.

Bu haber toplam 141 defa okunmuştur
DİĞER HABERLER
ARŞİVDEN ARA
YAZARLAR
ÖZEL HABER
Anket
Referandumda "Evet" mi diyeceksiniz "Hayır" mı
VIDEO
NASIL BASARDILAR
SÖYLESI